Ah Maymunlar, Düşünmeye Değmez

-
Aa
+
a
a
a

Sakın ha, aklınıza bile getirmeyin! Neyi? Mesela, mesela, maymunları. Sakın, maymunları aklınıza getirmeyin. Düşünmeyin onları. Atın kafanızdan.

Bir önceki paragrafı okuyup bitirdiğinizde, ne düşünmeye başladınız? Maymunları mı? Eğer maymunları düşünmüyorsanız, beyniniz bir hoş işliyor demektir. Bu sebeple beyninize “bir baktırmanız” gerekmez; ama beklenen şu: Düşünülmesi istenmeyeni, düşünmemeye, aklınıza getirmemeye çalıştığınız şeyleri inadına düşünüyor olmanız.

Hani, şişman birisini gördüğünüzde, dilinizin ucuna gelen ilk kelimelerin yağla, kiloyla, etle ilgili olması gibi... Etrafınızda küçük çocuk varsa, bir bakın. Onlar dillerinin ucuna geleni, orada tutamazlar hiç. Saçsız bir amca varsa, ona Keloğlan masalı anlattırmaya kalkabilirler. Çirkin olduğunu düşündükleri birine, “senin neden buran şöyle, şuran böyle” diye soruverirler.

Bir zenciye (“Afro-Amerikalı” demek yerine), bir dudağı yerde, bir dudağı gökte arap tekerlemeleri söyleyip; boyu kısa bir başkasına ise “yedi cüceler”den bahsedebilirler.

Biz “büyükler” de biraz öyleyiz aslında: Aklımıza geleni bastırmaya çalıştıkça aklımızdaki, dilimize doğru yayılıverir. Kendimizi tutmaya çalıştıkça, tuttuğumuz şey, bazen püskürürcesine “kaçıverir” ağzımızdan.

Bir kaç ay önce gazetelerde çıkan bir haberi hatırlatayım: Galiba Çanakkale’de, ilkokul öğrencisi bir kız çocuğu okulda “Andımız”ı söylerken, (hani, “Türküm, doğruyum...” var ya, o and) “ülküm yükselmek, ileri gitmektir” diyeceği yerde “ülküm sülalenizi (veya annenizi, tam hatırlayamadım) s..mektir” demiş. Okul yöneticileri de, bereket versin, kızı DGM’ye vermek yerine, “bir kaza oldu, ağzından kaçtı” diyerek olayı geçiştirdiler.

Ağzımıza geleni söylememizi, aklımıza geleni yapmamızı önleyen beyin sistemlerimiz, yoğun baskı altına alındıklarında (“yapma, etme” gibi sözlerle örneğin), bu önleyici işlevlerini hiç yapamaz hale gelebilirler. “Maymunları düşünmeyin” örneğinde olduğu gibi. Beynin önleyici işlevlerinin aksadığı durumlardan birisi de, tiklerin olduğu haller.

Kız öğrencinin aklına, içinde olduğu duruma tümüyle aykırı gözüken bir “yasak fikrin" gelmesi, ama o yasak fikri düşünmeyi engellemeye çalıştıkça, kafasının içinde ve dilinin ucundaki fikri zaptetmenin giderek zorlaştığı haller. O durumda kötü bir düşünce, toplumca yasaklanmış bir kelime, olmayacak bir eylem ortaya atlayıverir. Sahibinin iradesini hiçe sayarak... Tikler, olmayacak yerde, olmayacak hareket, olmayacak söz, diye de özetlenebilir. Başa dert... İsyankârlıktan, marjinallikten, aykırılıktan farkı ne? Her olmayacak söz bir tik mi? İrademiz ne güne? İrademizle, bilerek isteyerek söylüyorsak, elbette ki, bir kararlı eylem. Ama bu kızcağızın durumunda, bu sözlü eylem, bir tik gibi duruyor. Söylemeden edemedim.

Peki, sahiden öyle bir hissi var mıydı? (Hani sülale boyu küfrettiydi ya...) O ayrı mesele; buradan bilmek zor. Bazen kapıldığımız duyguların ne olduğunu o anda tam bilemeyebilir, işin duygusal esrarını, eylemimizi öylesine yaptıktan çok sonra çözebiliriz.

Maymunlar ne oldu, bu arada?